<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ebru Nurluoğlu Kişisel Web Sitesidir.</title>
	<atom:link href="https://ebrunurluoglu.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ebrunurluoglu.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 02 Nov 2024 17:11:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=4.2.38</generator>
	<item>
		<title>Gerçekten Havaya Mı Sokuyor Yoksa Sağlığını Mı Çalıyor?</title>
		<link>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/gercekten-havaya-mi-sokuyor-yoksa-sagligini-mi-caliyor/</link>
		<comments>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/gercekten-havaya-mi-sokuyor-yoksa-sagligini-mi-caliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2024 17:11:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[enurluoglu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kaleminden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://ebrunurluoglu.com/?p=2896</guid>
		<description><![CDATA[Gürültü; modernitenin ön koşuluymuş gibi her gün hunharca aramızda dolaşmakta. Sohbetin ve yemeğin keyfine varmak için gittiğimiz mekanlarda tam karşında oturan arkadaşına bağırarak konuşmaya zorlayan müzik Yan masadaki pervasız adamın mikrofonla hayat hikayesini anlatırmış gibi yankılanan bozguncu sesi Takside “Disko topu ya da efsane bir pavyonun ışıltısını” gözlerinize aratan müzik Sporda kardio dersinde sağlık kazanmaya [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Gürültü; modernitenin ön koşuluymuş gibi her gün hunharca aramızda dolaşmakta.</p>
<ul>
<li>Sohbetin ve yemeğin keyfine varmak için gittiğimiz mekanlarda tam karşında oturan arkadaşına bağırarak konuşmaya zorlayan müzik</li>
<li>Yan masadaki pervasız adamın mikrofonla hayat hikayesini anlatırmış gibi yankılanan bozguncu sesi</li>
<li>Takside “Disko topu ya da efsane bir pavyonun ışıltısını” gözlerinize aratan müzik</li>
<li>Sporda kardio dersinde sağlık kazanmaya çalışırken milim milim işitme sağlığını kaybetme</li>
</ul>
<p>İddiam o ki kanıksadığımız müziğin, yan masanın, ortamların ses düzeyleri aslında daha insani ayarlanabilecekken; hep o “daha fazlasının görgüsüzlüğü” en görgülü mekanlarımıza dahi sinmiş durumda. Ve bu sesler ancak vicdanın sesine kulak veren işletmecilerin, patronların, bireylerin farkındalığı ile aşılabilir.</p>
<p>Not 1: Çay bahçeleri dahil insanların sükûnete sığınmak için gittikleri yerlerde neden enstrümantal müzik çalınmadığını hep merak etmişimdir.</p>
<p>Not 2: Sadece Divan gibi ciddi işletmelerin duvarlarındaki görünür yerdeki “ses seviyesi sağlığa zararlıdır” yazısının diğerlerinde neden gözükmediğini hep merak etmişimdir.</p>
<p>Not 3: Birbirimizi duyarak sohbet etmek varken başka masaları dikizlemek ya da ben de oradaydım demek için yanımızdakini duymaya zorlandığımız mekanlarda neden ısrar ettiğimizi hep merak etmişimdir.</p>
<p>Not 4: Kendimize bunu neden yaparız hep merak etmişimdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/gercekten-havaya-mi-sokuyor-yoksa-sagligini-mi-caliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öz Etik &amp; Taahhütlerini Yapmaya Gayret Et</title>
		<link>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/oz-etik-taahhutlerini-yapmaya-gayret-et/</link>
		<comments>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/oz-etik-taahhutlerini-yapmaya-gayret-et/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2024 17:11:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[enurluoglu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kaleminden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://ebrunurluoglu.com/?p=2895</guid>
		<description><![CDATA[“Umutlarımıza göre vaat eder, endişelerimize göre sözlerimizi tutarız.” François de La Rochefoucauld* Söz verme, verilen sözü tutma, öz etik gibi manevi konularda kendimce gözlemler yapıyorum. Bir bayramda, Bodrum’da Marina’da tıklım tıkış restoranlarda yer bulmak kolay değildi. Oturmak istediğimiz restoranda insanlar kuyrukta sıra bekliyordu. Rezervasyon görevlisi bir kâğıda adımı yazdı ve 20 dakika sonra gelmemizi söyledi. Oradan uzaklaşınca [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>“Umutlarımıza göre vaat eder, endişelerimize göre sözlerimizi tutarız.”</p>
<p><strong><em>François de La Rochefoucauld*</em></strong></p>
<p>Söz verme, verilen sözü tutma, öz etik gibi manevi konularda kendimce gözlemler yapıyorum. Bir bayramda, Bodrum’da Marina’da tıklım tıkış restoranlarda yer bulmak kolay değildi. Oturmak istediğimiz restoranda insanlar kuyrukta sıra bekliyordu. Rezervasyon görevlisi bir kâğıda adımı yazdı ve 20 dakika sonra gelmemizi söyledi. Oradan uzaklaşınca başka bir restoranda harika bir yer bulduk. Herkes masaya yerleşirken, ben diğer rezervasyonu iptal etmeye gitmek için kapıya doğru hamle yaptım. Arkadaşlarımdan biri; “ya bırak Allah aşkına o kadar yol yürünür mü; ne uğraşacaksın?” dedi ve benim ısrarla gitmek istememi abartılı buldu. Kendince haklıydı çünkü restorandaki adam telefonumu bile almamıştı ve bu durumda kimliğim asla açığa çıkamazdı. Oysa ben farklı düşünüyordum, bana ulaşamayacak olması adama “geleceğiz yerimizi tut” deyip gelmemezlik ettiğim gerçeğini değiştirmiyordu.</p>
<p>Ben hayatta böyle küçük etik değerlerin daha büyükleri için beni hazırladığına inanıyorum. Bu yüzden de küçük kurnazlıklar yapmamaya gayret ediyorum. Bunun kolay bir şey olduğunu söyleyemeyeceğim. Sonuçta bu tutum, oğlumun izni olmadan, ona çaktırmamak suretiyle “bence atılması gereken eski kâğıt parçalarına” bile dokunmamama yol açan bir nefsimi terbiye sınamasına dönüşüyor.</p>
<p>Bundan dolayı bazen kendimi söz tutmayanlara şaşırırken ya da sözümü tutamadığım zamanlarda müthiş rahatsızlık hissederken buluyorum. Verdiği sözleri tutmayanlara şaşırmamı o anda noktalamaya özen gösteriyorum çünkü ayıplamak başkasını yargılamak bana düşmez. Olsa olsa ders çıkarmama fırsattır diyorum.</p>
<p>Bu arada komik saptamalarım da var. Mesela taahhüdün en gevşek olduğu yer restoranların salata menülerinde. Menü içinde “bu salatada falanca filanca ot var, ceviz var, pancar var” denir sonra gele gele maydanoz ve marula belki iki yarım cevize talim edersiniz. Mesela şehrin en merkezi 5 yıldızlı otellerinden birinin sevilen kafe restoranında arkadaşım avokadolu somon istedi. Tabakta avokado göremeyince garsona kibarca “yanlış tabak geldi” dedi. Garson nazikçe toplu iğne başı kadar olan 5 noktadan ibaret avokadoları işaret etti. O kadar çok güldük ki…</p>
<p>Öz etikten nasıl kaytardığımızla ilgili sizin de gözlemlerinizi benimle paylaşmanızı diliyorum.</p>
<p>“Maneviyat” kasınızı ve daha fazlasını hayatınıza geçirmek için farklı alternatifleriniz mevcut:</p>
<ul>
<li>Diğer mutluluk kasları ile tanışmak isterseniz, size “Kendinden Kaçarken Yakaladım Seni/Mutluluk Kılavuzu” adlı kitabımdaki egzersizleri uygulamayı öneririm.</li>
<li>Bir grup dinamiğinden yararlanarak hayatınıza daha fazla mutluluk taşımak isterseniz “Mutluluk Okulu” güz dönemi derslerine kayıt yaptırabilirsiniz.</li>
<li>Daha esnek saatlerde bireysel çalışmaları tercih ederseniz “Mutluluk Okulu” koçları ile hedeflerinizde ilerleyebilirsiniz. Kayıt ve randevu için: 0539 680 10 71.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/oz-etik-taahhutlerini-yapmaya-gayret-et/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sürdürülebilirlik Gündeminizde Mi?</title>
		<link>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/surdurulebilirlik-gundeminizde-mi/</link>
		<comments>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/surdurulebilirlik-gundeminizde-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2024 17:09:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[enurluoglu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kaleminden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://ebrunurluoglu.com/?p=2894</guid>
		<description><![CDATA[Sürdürülebilirlik, hak ettiği yeri günlük hayatımızda bulamamış bir kavram. Ana teması, “sınırlı kaynakların verimli bir şekilde kullanılmasının yanı sıra geleceğe verimli aktarılabilmeleri” Dolayısıyla sürdürülebilirlik, “İşlerimizin, kararlarımızın çevreye, yakınlarımıza, topluma uzun vadeli nasıl etki edeceğini düşünerek hareket etme becerisi” ile mümkün. (Salim Kadibesegil in yeni bir yaşam sözleşmesinden bahsettiği “Gelmez Yola Gidiyoruz”/ Cinius Yayınları / kitabını [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Sürdürülebilirlik, hak ettiği yeri günlük hayatımızda bulamamış bir kavram. Ana teması, “sınırlı kaynakların verimli bir şekilde kullanılmasının yanı sıra geleceğe verimli aktarılabilmeleri” Dolayısıyla sürdürülebilirlik, “İşlerimizin, kararlarımızın çevreye, yakınlarımıza, topluma uzun vadeli nasıl etki edeceğini düşünerek hareket etme becerisi” ile mümkün.</p>
<p>(<strong>Salim Kadibesegil</strong> in yeni bir yaşam sözleşmesinden bahsettiği “Gelmez Yola Gidiyoruz”/ Cinius Yayınları / kitabını tavsiye ederim.)</p>
<p>Peki, bir şirket sürdürülebilirliği adım adım nasıl sağlayabilir?</p>
<p>*Sürdürülebilirliği karlılık kadar merkezinde tutmalıdır.</p>
<p>*Karbon ayak izini azaltmak, atık yönetimi, çalışanların refahı, toplumla ilişkilerini güçlendirmek gibi sosyal ve ekonomik hedefler belirlemelidir.</p>
<p>*Bu hedeflere ulaşmak için strateji geliştirmelidir.</p>
<p>*Yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş yapmalı, tedarik zincirinde sürdürülebilirlik kriterlerini benimsemeli, çevre dostu ürün ve hizmetler sunmalıdır.</p>
<p>*Sürdürülebilirlik kültürü oluşturmalıdır.</p>
<p>*Eğitim programları düzenlemeli, çalışanları geri dönüşüm ve enerji tasarrufuna teşvik etmelidir.</p>
<p>*Sürdürülebilirlik performansını düzenli olarak raporlamalı, paylaşmalıdır.</p>
<p>Sürdürülebilirliği zorunluluk değil, şahane bir fırsat olarak gören şirketler, iyileşme, gelişme fırsatları barındıran bu dinamik süreçten başarıyla çıkmaktadır.</p>
<p>Verimlilik Enstitüsü olarak, takım ruhunu sürdürülebilir kılan eğitimlerimizle bu sürecin parçası olmaktan mutluyuz.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/surdurulebilirlik-gundeminizde-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günümüzde İyi İnsan</title>
		<link>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/gunumuzde-iyi-insan/</link>
		<comments>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/gunumuzde-iyi-insan/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2024 17:09:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[enurluoglu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kaleminden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://ebrunurluoglu.com/?p=2893</guid>
		<description><![CDATA[İyi insan olmak eskiden komşularınıza evde yaptığınız kurabiyeyi götürmek demekti. Sokakta karşınıza çıkıp yardım isteyen birine harçlık vermekti. Elindeki eşyaları taşımakta güçlük çeken yaşlı biriyle karşılaştığınızda, koşup elindekileri alıp taşımak demekti. Bu ve buna benzer insani duyarlılıklar şüphesiz günümüzde de iyilik olarak güncelliğini koruyor. Ancak geldiğimiz noktada hiç yeterli değil. Çünkü dünyanın, ülkemizin, dünya insanlarının [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>İyi insan olmak eskiden komşularınıza evde yaptığınız kurabiyeyi götürmek demekti. Sokakta karşınıza çıkıp yardım isteyen birine harçlık vermekti. Elindeki eşyaları taşımakta güçlük çeken yaşlı biriyle karşılaştığınızda, koşup elindekileri alıp taşımak demekti.</p>
<p>Bu ve buna benzer insani duyarlılıklar şüphesiz günümüzde de iyilik olarak güncelliğini koruyor. Ancak geldiğimiz noktada hiç yeterli değil. Çünkü dünyanın, ülkemizin, dünya insanlarının karşılaştığı pek çok global sorun, bu sorunlara duyarsız kalanlar nedeniyle çığ gibi büyüyor. Artık herkesin kendisini geliştirmesi için ücretsiz ulaşabileceği için pek çok fırsat varken, gelişime, değişime direnmeye devam edenler, hayatın içinde daha fazla zorlanacağa ve kabul görmeyeceğe benziyor.</p>
<p>“Aslında çok iyi niyetlidir, çok da iyi insandır ama işte sinirlidir” gibi cümleler günümüz dünyasında şimdilerde yer bulmuyor. Kişi iyi insan ise şiddetsiz iletişimden çok farklı duygusal eğitime dek sınırsız bilgi sunan kaynaklarından okuması, dinlemesi ve kendini düzeltmesi gerekiyor.</p>
<p>Birkaç örnek daha verecek olursak;</p>
<ul>
<li>Şimdinin dünyasında eşitsizliklerle yoksullukla mücadele eden çocuklar için elindeki imkanlardan bir miktarını ayırabilenler,</li>
<li>Evini plastik şişelerle doldurmayarak, naylon poşet yerine bez torba kullanarak mümkün olduğunca karbon ayak izi bırakmayanlar,</li>
<li>Varlıklı olmasının israf yapacağı anlamına gelmediğinin bilincinde olanlar,</li>
<li>İnsanları dil, din, ırk, etnik köken gibi farklılarına göre değerlendirmeyerek, herkesi insan olduğu için kucaklayabilenler,</li>
<li>Evindeki suyu, elektriği gereksiz kullanmayarak, sürdürülebilirliğe katkıda bulunanlar,</li>
<li>Çocuk işçi çalıştıran şirketleri öğrendiğinde buralardan alışveriş yapmama duyarlılığını gösterenler,</li>
<li>Arkadaşının olmadığı bir ortamda, onu savunabilenler bence günümüzün “iyi insan” gerekliliklerini karşılıyor.</li>
</ul>
<p>Özetle; günümüzde iyi insan olmak için pek çok konuda bilinçli olmak, çevremizdeki sorunlara karşı duyarlı olmak, başkalarına zarar verecek davranışlara tepki göstermek gerekiyor.</p>
<p>Bu bakış açısıyla sizce iyi insan olabilmek için başka neler önem taşıyor?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/gunumuzde-iyi-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geri Dönüşüm Konusunda Neredeyiz?</title>
		<link>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/geri-donusum-konusunda-neredeyiz/</link>
		<comments>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/geri-donusum-konusunda-neredeyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2024 17:08:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[enurluoglu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kaleminden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://ebrunurluoglu.com/?p=2892</guid>
		<description><![CDATA[Görmezden gelemediğim bazı sorular beynimi kemiriyor… İnsanın yaşadığı şehri evinin bir parçası değil midir? Öyleyse neden bir insan dışarıda yediği yemeğin ambalajını, içtiği içeceğin şişesini, sigarasının izmaritini hiç utanmadan, sıkılmadan yere atar? Bir başka insanın arkasından gelip kendisinin pisliğini temizleyeceğini hiç mi düşünmez ve umursamaz? Bir taraftan bencilce, sorumsuzca çevreyi kirletenler, diğer taraftan çevre elden [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Görmezden gelemediğim bazı sorular beynimi kemiriyor…</p>
<p>İnsanın yaşadığı şehri evinin bir parçası değil midir? Öyleyse neden bir insan dışarıda yediği yemeğin ambalajını, içtiği içeceğin şişesini, sigarasının izmaritini hiç utanmadan, sıkılmadan yere atar? Bir başka insanın arkasından gelip kendisinin pisliğini temizleyeceğini hiç mi düşünmez ve umursamaz?</p>
<p>Bir taraftan bencilce, sorumsuzca çevreyi kirletenler, diğer taraftan çevre elden gitmesin diye bu sorumsuz insanların pisliklerini temizlemek için ellerinde eldivenler ve çöp torbaları sıcağın altında topladıkları atıkları ayrıştırıp geri dönüşüme kazandırabilmek için mücadele eden duyarlı insanlar.</p>
<p>“Çevreye çöp atan insanlar, çevreyi korumak için canını dişine takanların yaptıkları çalışmaları sosyal medyada izleyince ne hissediyor? Onların aptal olduklarını mı düşünüyor ya da kendileri için çalışan hizmetliler olduklarını mı?</p>
<p>Plastik, cam ve metal gibi atıklar yıllarca doğada parçalanmadan kalıyor, su kaynaklarına, bitki örtüsüne, hayvanlara zarar veriyor. Doğada yok olmak için bir pilin 300 yıla, bir plastik tabağın 100 yıla, metalin yine 100 yıla, bir cam şişenin 4000 yıla  ihtiyacı olduğu aklıma geldiğinde benim içim sızlıyor.</p>
<p>Çevremize geri dönüşüm kültürü kazandırmamız çok kıymetli. Kendimize sıfır atık hedefi koymak için aşağıdaki PDF’in hepimize faydalı olacağını düşünüyorum.</p>
<p><a href="https://www.mfa.gov.tr/site_media/html/sifir-atik/ek-3.pdf">https://www.mfa.gov.tr/site_media/html/sifir-atik/ek-3.pdf</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/geri-donusum-konusunda-neredeyiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsrafı Önleyen Yenilikçi Uygulamalar: Avrupa’da “Too Good To Go” &amp; Türkiye’de “Fazla”</title>
		<link>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/israfi-onleyen-yenilikci-uygulamalar-avrupada-too-good-to-go-turkiyede-fazla/</link>
		<comments>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/israfi-onleyen-yenilikci-uygulamalar-avrupada-too-good-to-go-turkiyede-fazla/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2024 17:07:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[enurluoglu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kaleminden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://ebrunurluoglu.com/?p=2891</guid>
		<description><![CDATA[Gıda israfını önlemeye yönelik yenilikçi, teknolojik tabanlı uygulamalar dünya genelinde fark yaratıyor. Avrupa&#8217;da 2015 yılında hayata geçirilen “Too Good To Go” restoranlar ve marketlerde kalan fazla yiyecekleri son kullanma tarihine yakın fiyatlarla tüketicilere sunarak milyonlarca insanın hayatına dokunuyor. Bu uygulama, Avrupa’dan Amerika’ya kadar 95 milyonluk geniş bir kullanıcı kitlesine sahip. İsrafı azaltıyor, gezegenimizin kaynaklarını korumayı [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Gıda israfını önlemeye yönelik yenilikçi, teknolojik tabanlı uygulamalar dünya genelinde fark yaratıyor. Avrupa&#8217;da 2015 yılında hayata geçirilen “Too Good To Go” restoranlar ve marketlerde kalan fazla yiyecekleri son kullanma tarihine yakın fiyatlarla tüketicilere sunarak milyonlarca insanın hayatına dokunuyor. Bu uygulama, Avrupa’dan Amerika’ya kadar 95 milyonluk geniş bir kullanıcı kitlesine sahip. İsrafı azaltıyor, gezegenimizin kaynaklarını korumayı hedefliyor.</p>
<p>Too Good To Go, restoranlar, kafeler, marketler ve diğer gıda işletmelerinin ellerinde kalan fazla yiyecekleri, son kullanma tarihi yaklaşmış ürünleri, tüketiciler için düşük fiyatlarla satışa sunuyor. Siz gündüz talip olduğunuz paketi gün sonun doğru gidip dükkândan alıyorsunuz. Sürpriz yiyeceklerle ürünlerle karşılaşıyorsunuz. Böylece, gıdaların çöpe gitmesini engellerken, tüketicilerin bütçelerini rahatlatıyor.</p>
<p>Bu satırları buraya dek okuyanlar hiç merak etmeyin, benzer bir uygulama, Avrupa’dan sadece bir yıl sonra ülkemizdeki parlak girişimciler tarafından da “Fazla” ismiyle hayata geçirildi ve ülkemiz insanına hizmet veriyor.</p>
<p>Fazla aplikasyonu:</p>
<ul>
<li>Bugüne dek tam 92 bin ton gıdayı israf olmaktan kurtarmış.</li>
<li>Karbon emisyon miktarını 146.000 ton azaltmış.</li>
<li>Gıda kurtarmaya başladığı henüz ilk yıl, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından Dünya’da desteklenen ilk Türk girişim olmuş.</li>
</ul>
<p>Teknoloji tabanlı bu uygulama ile büyük restoran ve marketlerde atığa dönüşmeye ramak kalmış gıdalar çöpe gitmekten kurtulurken, bu olanaktan yararlanan kişiler de son derece ekonomik olarak ihtiyaçları olan gıda ürünlerine erişim sağlıyor.</p>
<p>Dünyanın çeşitli coğrafyalarında bir dilim ekmeğe muhtaç insanların hikayelerini yakından bilen biri olarak, gıda israfını önleyen her bir girişimcinin takdir edilmeyi ve anlatılmayı hak ettiğini düşünüyorum.</p>
<p>Sizin de israfı önlemek için çalıştığını bildiğiniz kişiler ve benzer uygulamalar varsa,  paylaşırsanız sevinirim. Birbirimizi böylesi yeniliklerden haberdar ederek ve destekleyerek, sürdürülebilir bir geleceğe birlikte katkıda bulunabiliriz.</p>
<p><strong>Fazla</strong> hakkında detaylı bilgi için web sitelerini ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p><a href="https://www.linkedin.com/company/fazlatr/">Fazla </a> <a href="https://www.linkedin.com/company/too-good-to-go/">Too Good To Go</a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/israfi-onleyen-yenilikci-uygulamalar-avrupada-too-good-to-go-turkiyede-fazla/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emekçi Kadın</title>
		<link>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/emekci-kadin/</link>
		<comments>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/emekci-kadin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2024 17:05:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[enurluoglu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kaleminden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://ebrunurluoglu.com/?p=2890</guid>
		<description><![CDATA[Sonuçta ben de emekçi bir kadınım lafını ilk kez İstanbul’a yalnız başına gelip, ailesinden sıfır mali destekle yaşama tutunmaya çalışan genç bir avukat kadından duymuştum. Önce yadırgamış sonra da kendim için kullanmak dahil pek benimsemiştim. O güne kadar “emekçi kadınlar” denince aklıma hep fabrikalardaki işçi hemcinslerimin gelmesinden de acayip utanmıştım. Günde 17 saat ortalamasında çalışmak [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Sonuçta ben de emekçi bir kadınım lafını ilk kez İstanbul’a yalnız başına gelip, ailesinden sıfır mali destekle yaşama tutunmaya çalışan genç bir avukat kadından duymuştum. Önce yadırgamış sonra da kendim için kullanmak dahil pek benimsemiştim. O güne kadar “emekçi kadınlar” denince aklıma hep fabrikalardaki işçi hemcinslerimin gelmesinden de acayip utanmıştım. Günde 17 saat ortalamasında çalışmak zorunda olup, tek başına çocuk büyüten ve işi gereği bir de bakımlı olmaya çabalayan ve hayatı da güllük gülistanlık olmayan bir kadın olarak, o andan sonra pekâlâ kendime de “emekçi kadın” diyebileceğimi keşfettim.</p>
<p>İlerleyen günlerde mutluluk konusu ana çalışma ve araştırma alanım olduğunda, mutluluk için emek sarf etmenin ne denli önemli olduğunun farkına vardım. Bu da beni daha derin bir paradoksa götürdü: Bunca “emek uzmanı” kadın gırtlağına kadar mutsuzluğa batmış durumdaydı. Üşenmedim en azından kendim için bu çıkmaz nasıl aşılabilir diye kafa yordum. Vardığım sonuç şuydu; emekçi kadınlar mutluluk kaslarını pek kullanmıyordu. Kitabımda da savunduğum gibi mutluluk kaslarında nerelerde çuvalladığımıza şöyle bakabiliriz:</p>
<p><strong>Mutlu olan ve mutlu eden insan</strong></p>
<p>Mutsuz emekçi kadın sadece etrafındakileri mutlu etmeye çalışmakla meşgul. En acayip olansa mutlu etmeye uğraştıklarının ardından söylenmesi. Mesela, her gün istisnasız üç öğün ev halkına mükellef yemekler yapıp ardından da kendine zaman ayıramamasından yakınan, emeğinin kıymetini bilmedikleri için çocuklarına söylenen teyzeler tanıdım. E be teyzecim bir gün de elbasan tava yerine yumurta kır, sonra git komşu gününde yayıl.</p>
<p><strong>İçinde bulunduğu anı yaşayan insan</strong></p>
<p>Mutsuz emekçi kadının andan anladığı şey geleceğin hayalini kurmak. Tüm bir hafta cumayı; tüm bir yıl yaz tatilini, tüm bir ömür de mutluluğu bekleyip duruyor. Oysa yaşadığı her güne bir amaç bir anlam koymaz ise o gün kayıp sayılıyor.</p>
<p><strong>İyi şeyleri görebilen insan</strong></p>
<p>Mutsuz emekçi kadına şu anda iyi olan ne var diye sorsan cevabı hemen bulamaz düşünür. İyi gitmeyen ne var desen yüz tane şey sıralar. Kendi mutluluğuna kalbini koymuş başka bir emekçi kadına “bu odada şu an iyi olan ne var” diye sorsan; “bu yağmur da bir çatının altındayız sevdiğim arkadaşım yanımda diye sıralamaya başlar.</p>
<p><strong>Kendini tanıyan insan</strong></p>
<p>Düşünsenize, kendimizi sadece titr, rol ya da yaptığımız iş üzerinden tanımlıyoruz. Muhasebe uzmanı, doktor, işçi, mühendis, anne, evlat, müdür. Oysa biz bundan çok daha fazlasıyız. Deneyin. Emekçi bir kadın olarak, kendinizi bu kalıpların dışında üç kelime ile tanımlayın. Ve bu bilinçle yaşayın. İşte ve evde aslında siz kimsiniz?</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/emekci-kadin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emeğe Saygı</title>
		<link>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/emege-saygi/</link>
		<comments>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/emege-saygi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2024 17:05:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[enurluoglu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kaleminden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://ebrunurluoglu.com/?p=2889</guid>
		<description><![CDATA[Hangi iş için verilmiş olursa olsun emek değerlidir, hakkının verilmesi, takdir edilmesi anlamlıdır. Emeği, başkalarına değer katan bir süreç olarak görmek, onun yüceliğini içselleştirmemize yardımcı olur. Emeğe duyulan saygı, çalışanın motivasyonunu artırır, sanatçının ruhunu besler, yazarın düşüncelerini derinleştirir. Peki o halde neden bir yönetici, bir sunumu sunarken, o sunumun hazırlanma sürecine ekibinin verdiği katkıyı söylemekten [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Hangi iş için verilmiş olursa olsun emek değerlidir, hakkının verilmesi, takdir edilmesi anlamlıdır. Emeği, başkalarına değer katan bir süreç olarak görmek, onun yüceliğini içselleştirmemize yardımcı olur. Emeğe duyulan saygı, çalışanın motivasyonunu artırır, sanatçının ruhunu besler, yazarın düşüncelerini derinleştirir.</p>
<ul>
<li>Peki o halde neden bir yönetici, bir sunumu sunarken, o sunumun hazırlanma sürecine ekibinin verdiği katkıyı söylemekten kaçınır?</li>
<li>Neden bir kadın dışarıda bir başkasına yaptırdığı yemekleri “kendim yaptım” diyerek misafirlerine sunar? Bir başkasının emeğini sahiplenmek, onu hiçe saymak kendisini hiç mi rahatsız etmez?</li>
<li>Neden insanlar sosyal medyada sanki kendilerininmiş gibi ha bire imzasız görsel, imzasız içerik paylaşır? İçerik üreticisinin, çizerin emeğini nasıl bir ruh haliyle görmezden gelirler?</li>
<li>Neden koca koca kişisel gelişim yazarları, kitaplarına koydukları bilgileri nereden, kimden aldıklarını o sayfada belirtmez ya da sadece karma şekilde kitabın en arkasında hangi sayfada kullandığını açıklamadan liste olarak verir? Verdiği katkıyı söylemekten kaçınır?</li>
</ul>
<p>Emeğin tanınması sağlıklı, iş birliği odaklı bir çalışma ortamını, sosyal ilişkilerde güveni, paylaşım kültürünü, toplumsal değerleri de destekler.</p>
<p>Emeğin sahibini takdir edebilen, saygıyla adını anabilen, tebrik edebilen insanlarla çevrili olmanızı dilerim.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/emege-saygi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Durulmayan Bir Kafa</title>
		<link>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/durulmayan-bir-kafa/</link>
		<comments>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/durulmayan-bir-kafa/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2024 17:04:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[enurluoglu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kaleminden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://ebrunurluoglu.com/?p=2888</guid>
		<description><![CDATA[Zihinsel acı deneyimleyicisi Jamison ve bipolarlığa ışık tutan kitapları Acı kelimesini duyar duymaz aklımıza ilk olarak fiziksel yaralanma, ağrı ve benzeri durumlar sonucu hissedilen sıkıntı geliyor. Oysa; psikolojik travma, stres, kaygı ve depresyonla hissedilen zihinsel acı da en az fiziksel acı kadar hayatımızı etkiliyor. Hatta belki de daha fazla. Çünkü fiziksel acının ortadan kaldırılması tıbbi [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zihinsel acı deneyimleyicisi Jamison ve bipolarlığa ışık tutan kitapları</strong></p>
<p>Acı kelimesini duyar duymaz aklımıza ilk olarak fiziksel yaralanma, ağrı ve benzeri durumlar sonucu hissedilen sıkıntı geliyor. Oysa; psikolojik travma, stres, kaygı ve depresyonla hissedilen zihinsel acı da en az fiziksel acı kadar hayatımızı etkiliyor. Hatta belki de daha fazla. Çünkü fiziksel acının ortadan kaldırılması tıbbi tedaviyle kısa sürede halledilebilirken, zihinsel acıdan kurtulmak çok daha fazla zaman ve emek istiyor.</p>
<p>Amerikalı yazar ve Psikiyatri Profesörü Kay Redfield Jamison, kendisinin de gençliğinden beri mücadele etmek zorunda olduğu ve onun intihara teşebbüs etmesine yol açan bipolar rahatsızlık (manik – depresyon) konusunda dünyanın en önde gelen uzmanıdır. Bu konudaki en iyi üniversite ders kitabının yazarı olan Jamison, 1996 yılında otobiyografik bir eser olan “Durulmayan Bir Kafa” kitabını yayımlayarak bipolar olduğunu, doktorluk lisansını kaybetme riskini göze alarak kamuya açıklamıştır.</p>
<p>Bipolar olmanın tüm zorluklarını ve müthiş keyifli yanlarını açıklıkla ve edebi dille aktaran bu kitabın sonunda Jamison “manik depresif hastalığı ister miydin diye sorsalardı bana, isterdim” demektedir. Bu, bipolar rahatsızlığı olan hastalar için varılması gereken, çok önemli bir noktadır. Amerika’da en çok satanlar listesine giren ‘Durulmayan Bir Kafa’ (An Unquiet Mind) kitabı bipolar insanlara ve sevenlerine hayata tutunma gücü vermektedir. Bu kitap ile St. Andrews Üniversitesi’nden fahri edebiyat profesörü unvanı alan Jamison yazarlık hayatına yazdığı ders kitabı ve Durulmayan Bir Kafa’yı takiben yayınladığı ve tümü psikiyatri ve bipolarite konusunda olan 7 kitapla devam etmiştir.</p>
<p>“Hiçbir Şey Aynı Değildi”; “Ateşin Dokundukları, Manik Depresif Rahatsızlık ve Sanatsal Mizaç”; “Gece Erken Çöker: İntiharı Anlamak”; “Robert Lowell: Nehri Ateşe Vermek” ve “Coşku: Hayata Duyulan Tutku” ile “Karanlıkta Ateşler: Durulmayan Bir Kafayı İyileştirmek” kitapları ile ünlenen yazar ve doktor Jamison Amerika’nın En İyi Doktorları listesine seçilmesi yanında ulusal kanalda yayınlanan Tıbbın Muhteşem Akılları dizisinde yer verilen 5 doktordan biridir.100’den fazla akademik yayının yazarı olan Jamison Johns Hopkins Tıp Fakültesinde psikiyatri profesörüdür.</p>
<p>Yoğun manik-depresif durum ve intihar fikri ile mücadele eden ünlü psikoloğun gözlemleriyle donanmak bu tip hastalıklara sahip kişilere eşlik eden yakınları için de altın değerinde bir rehber. Kay Redfield Jamison için kitapta, bipolarda kullanılan yöntemler, ritüeller ve toplumsal destekler hakkında da derinlemesine bilgiler sunuyor.</p>
<p>Jamison’un kitaplarını sıra dışı yapan şey, psikiyatri profesörü kimliği ile bipolar hastalığının iç içe geçen panoramasını çok boyutlu biçimde okuyucularına aktarması.  Hasta olarak da bizzat bu acıları deneyimlemiş biri olarak böylece okuyucuyu içe dönük derinleşmeye teşvik ediyor. Zihinsel acı çeken, huzursuz aklına söz geçiremeyen insanların, iyileşme süreçlerinde farklı yollar keşfedebilmeleri için kendisinin ve başkalarının yaşamlarından çarpıcı örnekler veriyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/durulmayan-bir-kafa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çölde Vaha Yaratan Şirketler</title>
		<link>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/colde-vaha-yaratan-sirketler/</link>
		<comments>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/colde-vaha-yaratan-sirketler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2024 17:03:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[enurluoglu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kaleminden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://ebrunurluoglu.com/?p=2887</guid>
		<description><![CDATA[Bir vakit, uzak bir ülkenin, az kişinin ayak basmaya cesaret ettiği tehlikeli bir coğrafyasında, çölde bir yolculuk yapma fırsatım oldu. Çölde yol alırken çok hastalandım. Volkanik bir dağa develerle tırmanıyorduk. Güvenlik gereği yola devam etmemiz gerekiyordu, kervan benim için duramazdı. Oysa tek arzum bayılmaktı, böylece ıstıraptan kurtulacaktım. Ama içimdeki ses ‘devam et’ diyordu. Yerel rehber [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bir vakit, uzak bir ülkenin, az kişinin ayak basmaya cesaret ettiği tehlikeli bir coğrafyasında, çölde bir yolculuk yapma fırsatım oldu.</p>
<p>Çölde yol alırken çok hastalandım. Volkanik bir dağa develerle tırmanıyorduk. Güvenlik gereği yola devam etmemiz gerekiyordu, kervan benim için duramazdı. <strong><em>Oysa tek arzum bayılmaktı</em></strong>, böylece ıstıraptan kurtulacaktım. Ama içimdeki ses ‘<strong><em>devam et</em></strong>’ diyordu.</p>
<p>Yerel rehber kararlı konuşmamdan etkilenip bir istisna yaptı, ben bayılarak deveden düşüp kayalardan yuvarlanmadan önce kervanı durdurup yere inmemi sağladı. Biraz soluklandıktan sonra kervan kendi hızında bense kalp atışlarıma kulağım tıkalı şekilde kervanın neredeyse en önünde ilerlemeye devam ettim.</p>
<p>Zorlu parkur boyunca kendimle iletişimimi hiç koparmadım ve kendime sürekli varış hedefimi hatırlattım. Yaklaşık dört buçuk saat süren çetin yolculukta, tansiyonum anormal derecede düşük olduğu halde zirveye tırmanmayı başardım.</p>
<p><strong>Ve sonunda ödülüm karşımdaydı </strong></p>
<p>Kendimi dünyanın sayılı aktif volkanlarından birinin homurdanarak fokurdayan canlı lavlarına gözlerim kamaşarak bir metre yakından bakarken buldum.</p>
<p>Çölde paralı askerler ve özel güvenlik görevlileri tarafından korunmamıza rağmen bazı bölgelerde pek de misafirperver olmayan yaklaşımlara maruz kaldık. O kabus dolu anların tek kurtarıcısı gene <strong><em>doğru iletişim</em></strong> oldu.</p>
<p>Bugün geriye baktığımda, bölgeyi aynı şartlarla, aynı zamanlamalarda geçtiğimiz diğer gezginler gibi öldürülmüş ya da rehin alınmış olmamamızı ikinci hayatımın başlangıcı gibi hissediyorum. Ve hayatta kalma şansının o günlerdeki sağduyulu iletişimimize bağlı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>İyileşemeden ilerlediğim çöl yollarında gerçek olamayacak kadar güzel vahalar, serap tadında bin bir renkli manzaralarla karşılaştım. <strong>Bu görüntüleri ruhuma doldururken nedense kafamda, hep geride bıraktığım iş dünyası vardı</strong>. <strong>Bu katı coğrafyanın bana sorunlarını, hayallerini açan çalışan ve yöneticilerin karşılaştığı durumlarla ne denli benzerlik taşıdığını fark ettim.</strong> Ve hep onları düşündüm.</p>
<p><strong>Ölüme en yakın hissettiğim yer olan çöl, aslında bana hayat verdi </strong></p>
<p>O zamana kadar çöl ve gerçekleri hakkında yeterince bilgim yoktu. Sadece içimi dinlemiş ve yola çıkmıştım. Bu yolculuğun aslında kendi içime doğru olduğunu sonradan anlayacaktım. Hayatımda kendimi ölüme en yakın hissettiğim yer çöl oldu. Çöl aynı zamanda içimi tazeleyip, hayatın anlamının tam olarak ne olduğunu bana öğretip, bana yeni bir hayat veren yer de oldu.</p>
<p><strong>Her şeyin temelinde iyi niyet, harcında ise insan sevgisi olmalı </strong></p>
<p>Her insandan hoşlanmak ve ona sempati duymak gibi bir zorunluluğunuz tabii ki yok. Ancak davranışlarınızın temelinde insan sevgisi olması esastır.</p>
<p>İşinizi sevmiyorsanız başka bir şirkete geçmenin yollarını arayın. Ama çalıştığınız insanları sevmiyorsanız öncelikle objektif bir gözle bunun nedenini araştırın. Onlardan ya da sizden kaynaklanan sorunlar varsa bunları tespit edin ve konuşarak çözmeyi deneyin.</p>
<p>Gerekirse bir iletişim danışmanı ya da mentorundan destek alabilir, insanları ya da kendinizi sevmiyorsanız bir psikoloğa ya da psikiyatriste gidebilir, kendinizi daha iyi tanımak, daha doyumlu bir iş ve daha iyi bir özel hayat için ise tecrübeli bir koçla çalışabilirsiniz.</p>
<p>Daha başarılı ve mutlu bir hayat için size yardımcı olacak çok sayıda alternatiften durumunuza uygun olanını seçebilirsiniz. Ama <strong>bunların hiçbirini yapmak için emek sarf etmiyorsanız bilin ki hem şirkete, hem insanlığa, hem de kendinize ihanet etmektesiniz. </strong></p>
<p>Sizin de iş yerlerinizde çölleriniz, kum fırtınalarınız, kuraklıklarınız olabilir. Çöl tüm tehlikesi, sessizliği, sadeliği ve sürprizleriyle hayatımı ve hayatları nasıl şekillendireceğime ilham veren yerdir. Artık biliyorum ki, çölden edindiğim deneyimlerin rehberliğinde, işyerinizin iklimine biraz kulak verirseniz sizin de benim gibi yeni umutlarınız ve mutlu sonlarınız olacak.</p>
<p>Çöldeki gündelik ani değişimler tıpkı iş dünyasında olduğu gibidir. Gece gündüz ısı farkının çok olması, kayaları aşındırarak çöldeki kumları oluşturur.  Hızlı değişiklikler adeta her şeyi un ufak eder.</p>
<p><strong>Çalışanların verimliliği desteklenirse iş yerleri huzurlu birer vaha haline gelir</strong></p>
<p>Günümüzün yoğun rekabet ortamı beraberinde profesyonellere strese bulanmış bir çöl getiriyor. Piyasalardaki gelgitler, rakip sayısındaki artış, zorunlu bütçe kısıtlamaları, artan iş yükü, profesyonellerin strese dayanıklılık kalkanını yıpratarak sinirlerini lime lime ediyor. Bu durum, patronları, yöneticileri ve çalışanları her geçen gün nefes alması daha zor bir alana itiyor. Dışarıdaki başarma ve para kazanma hırsının yakıcı güneşinde kimsenin kimseye bir damla su vermeye niyeti yok.</p>
<p>Mevcut bütün stres faktörlerine rağmen <strong>patronlar</strong> ve <strong>yöneticiler iş yerlerini “çalışanlarının verimliliğini destekleyecek huzurlu birer vaha” haline getirebilir. </strong>Yeter ki istesinler.</p>
<p>Çalışanlarının verimliliğini artırmayı başaran yöneticilerin ortak özelliği, egolarının esiri olmamış, iletişime odaklanmış ve çalışanlarıyla el ele vermiş olmalarıdır. Bu tip yönetimler, verimlilikte <strong>geri bildirimi</strong> ve <strong>öz denetimi </strong>bir ön şart olarak görüyorlar. <strong>Verimli iletişim</strong>den aldıkları güçle kendilerini ve şirketlerini çok hızlı şekilde değiştirip geliştirebiliyor, yeniliklere ekipleriyle uyum sağlayabiliyorlar.</p>
<p><strong>Çalışanlarına vaha ortamı yaratabilen yöneticilerin de, şirketlerin de itibarları artıyor</strong></p>
<p>Çöldeki en büyük vahalara nehirlerin aktığı yataklara yakın ya da yer altı sularının bulunduğu yerlerde rastlanır. Çöl yakınında akan nehirler toprağın altında kaybolur. Yer altı suları da hemen kendini belli etmez. Bu sular biraz çaba ile tekrar yeryüzüne çıkarılırlarsa ortama hayat verirler, sebze ve meyve bile yetiştirilir.</p>
<p>Benzer şekilde, biraz emek sarf eden bir yönetim sayesinde hem verimli hem de huzur içinde çalışan bir şirket serap değildir. “Dedikodudan, mızmızlanmalardan, hayıflanmalardan, abartılı stres yansımalarından”  oluşan çöl sıcağında kavrulmayan bir şirket gerçek olabilir.</p>
<p>Başarılı yöneticilerin çöl ortasında su ve yeşillik bularak kendi vahalarını yaratmaları sadece tesadüf değildir. Olgunlaşmak için yakıcı sıcağa ihtiyaç duyan hurmanın su ile buluşması misali, yöneticinin özeni çalışanın stresli temposuna dokununca pek çok başarı mümkün olur.</p>
<p>Vahayı gerçek kılabilenler, çalışanlarına huzurla nefes alınacak bir çalışma ortamı sağlamaktan çok daha fazlasına imza atarak başarılı oluyor.</p>
<p>Yöneticiler, yarattıkları bu vahanın getirdiği motivasyon sayesinde daha verimli bir şirketi yönetmeye başlıyor. Yöneticilerin oluşturdukları vahalar, şirketlerini ve kendilerini daha itibarlı kılıyor.</p>
<p>İş yerlerini bir vahaya dönüştürebilen yöneticiler, çalışılmak istenenler listelerinde ön sıralarda yer alırken, kendileri de liderliklerinden ötürü sıkça transfer teklifi alıyor, şirketleri gibi onların da adı saygınlaşıyor.</p>
<p><strong>Şimdi sorum size, ey değerli yönetici!</strong></p>
<p>Dışarısı belirsizlikler, riskler ve krizlerle dolu bir çöl sıcağı gibi kavrulurken, piyasaların kum fırtınaları, ortamı her an göz gözü görmez hale getirebilirken, neden şirketinizi verimlilik ve iletişim sorunlarıyla çorak bırakıyorsunuz?</p>
<p>İçinizdeki liderlik gücü atıl durumda beklerken, neden bu vahaya ulaşmayı daha fazla erteliyorsunuz?</p>
<p>Daha fazla kaynak ve zaman harcamadan, şirketinizi daha rekabetçi ve etkili hale getirecek çözüm yollarını konuşmak üzere lütfen bizi arayın.</p>
<p>Size faydalı olmaktan mutluluk duyarız.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://ebrunurluoglu.com/2024/11/colde-vaha-yaratan-sirketler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
