17 Şub

Tallinn’de ikinci hayatıma hoş geldim

Tallinn’deki son gecemde, gece uykudan alarmla uyandık, kız arkadaşım ve ben uyku sersemi hiçbir şey anlamadık. Hatta ülkemize özgün eşsiz bir tavır sergileyerek, alarmın cayır cayır çalıyor olmasına rağmen “hangi işgüzar alarmı bu saatte çaldırıyor şimdi” tadında anlamsızca yataklarımızdan doğrulduk. Allah’tan, iyi kalpli ve cesur bir otel görevlisi kapımıza yumruklarıyla dayandı ve bağıra çağıra bizi aşağıya yönlendirdi.

Kaldığımız tarihi otelin yarısı ahşap binaydı ve biz yangının başladığı kanattaki bölümde yangının hemen ilk alt katında kalmıştık… O anı hatırladığımda hala karnımda korku karışık garip bilinmezin tuhaf heyecanını hissediyorum. “Acaba buradan sağ çıkacak mıyım? Yok canım bana bir şey olmaz…” lafları beynime değil de karnıma doluşmuşlardı sanki. Keskinleşen duman kokusunun altında kaçmak; geride kendi canım ve arkadaşım dışında her şeyi bırakmanın nasıl boşluk yaratan bir his olduğunu bana öğretti. Arkadaşımın hala odada kaldığını fark edince yarı yolu koşarak tekrar odaya dönmüştüm. “Acele et” dilimden o güne dek dökülmüş en hızlı sözdür sanırım. O esnada aklımdaki tek düşünce temiz hava idi. Ana merdivenlere yangın ulaşmış mı diye korkak adımla koşmak tezat olduğu kadar her an yeni bir karar alıp başka bir çıkışa yönlenmek üzere içimdeki adrenali diri tutuyordu.

 

otelin yangın  özür mektubu

otelin yangın özür mektubu

Seyahatte yangın bilinci

Bir otelde verdiğim karma sınıf liderlik eğitiminin ilk tanışma dakikalarında, katılımcı yöneticilerden biri bana “yangın çıkışı nerede ne zaman bizi bilgilendireceksiniz” diye sormuştu. Benim iri iri açılarak içimden sessizce “itfaiye gönüllüsü müyüm ben?” diyen gözlerimin ardında, O beni ben de onu yadırgamıştım. Yönetici bir Alman şirketinde çalışıyordu ve onlardaki kural buydu. Estonya’daki bu yangından kaçmayı başarıp gece karanlığını aydınlatan itfaiye sirenlerine yaklaşık 1 derecede geceliğim ve çıplak ayaklarımla bakakalırken; bu katılımcıyı hak vererek andım.

Aşağıdaki önerilerim tabii ki benim öznel gözlemlerimden çıkarımlarım yoksa yazgımızda yangın varsa her yerde ve katta sizi de beni de bulabilir. Bunların hepsini  uygular mıyım tabii ki emin değilim; gene de yangın tecrübemin bana zorla verdiği dersler şunlar: 

  • Tarihi özelliği ağır bassa da ahşap ya da yarı ahşap binada mecbur değilse konaklamamak 
  • Üst katta oda tutmamak, otelin çıkış kapısına koşarak asansörsüz daha kolay ulaşma ihtimali sağlayan alt katlarda oda seçmek
  • Odayı resepsiyondan teslim alır almaz pencerelerinin olası bir atlama anı için nasıl açıldığını ve o pencereye sığıp sığamayacağınızı tartmak; hangi kanattan atlayacağınıza karar vererek uyumak (ben pencereleri var gücümle zorladıysam da açamadım, tarihi eski binanın camları tutukluk yaptı. Aralamayı başardığım minik cam kanadı ise içinden gövdemin geçebileceği ebatta değildi)
  • Gece telefonu şarja koymak yerine telefonu yatmadan elimin  altında şarjı tam vaziyette bırakmak
  • Para ve kimlik içeren küçük çantayı hemen kapıp fırlayacak şekilde hazır tutmak 
  • Yangın alarmına yanlıştır muamelesi yapmamak. Hemen kaçmak için hamle yapıp çantayı kapıp “camdan mı atlamak yoksa oda kapısında mı çıkmak” gibi hızlı karar vererek kaçmak
  • Alarmı duyar duymaz, “aman dalga geçerler sonra benle” vb. düşünmeden gerekirse yarı çıplak vaziyette; yani odayı hiç zaman kaybetmeden terk etmek
  • Yarı çıplak yatmamak; soğuk havada hele terliksiz buz kesiyor insan ( ya da bornozu housekeeping tarafından özenle yerleştirildiği banyodaki / dolaptaki askıdan çekip ayağınızın dibindeki sandalyeye geceden bırakmak) 
  • Her zaman bahşişi esirgememek. (nihayetinde beni olası felaketten kapımı kırmak üzere yumruklayarak kurtaran kişi de; odama gece bozuk lamba tamiri için çağırdığım otel görevlisiydi. Adam bizim odanın dolu olduğunu hatırlayıp, bizi aşağıda göremeyince bizi almak için otele geri dönmüştü. Adam benim koşmaya başladığımdan emin olunca anca,  katı terk etti.

Diğer Yazılar

Yorumlarınız Benim İçin Değerli