Bir vakit, uzak bir ülkenin, az kişinin ayak basmaya cesaret ettiği tehlikeli bir coğrafyasında, çölde bir yolculuk yapma fırsatım oldu.
Çölde yol alırken çok hastalandım. Volkanik bir dağa develerle tırmanıyorduk. Güvenlik gereği yola devam etmemiz gerekiyordu, kervan benim için duramazdı. Oysa tek arzum bayılmaktı, böylece ıstıraptan kurtulacaktım. Ama içimdeki ses ‘devam et’ diyordu.
Yerel rehber kararlı konuşmamdan etkilenip bir istisna yaptı, ben bayılarak deveden düşüp kayalardan yuvarlanmadan önce kervanı durdurup yere inmemi sağladı. Biraz soluklandıktan sonra kervan kendi hızında bense kalp atışlarıma kulağım tıkalı şekilde kervanın neredeyse en önünde ilerlemeye devam ettim.
Zorlu parkur boyunca kendimle iletişimimi hiç koparmadım ve kendime sürekli varış hedefimi hatırlattım. Yaklaşık dört buçuk saat süren çetin yolculukta, tansiyonum anormal derecede düşük olduğu halde zirveye tırmanmayı başardım.
Ve sonunda ödülüm karşımdaydı
Kendimi dünyanın sayılı aktif volkanlarından birinin homurdanarak fokurdayan canlı lavlarına gözlerim kamaşarak bir metre yakından bakarken buldum.
Çölde paralı askerler ve özel güvenlik görevlileri tarafından korunmamıza rağmen bazı bölgelerde pek de misafirperver olmayan yaklaşımlara maruz kaldık. O kabus dolu anların tek kurtarıcısı gene doğru iletişim oldu.
Bugün geriye baktığımda, bölgeyi aynı şartlarla, aynı zamanlamalarda geçtiğimiz diğer gezginler gibi öldürülmüş ya da rehin alınmış olmamamızı ikinci hayatımın başlangıcı gibi hissediyorum. Ve hayatta kalma şansının o günlerdeki sağduyulu iletişimimize bağlı olduğunu düşünüyorum.
İyileşemeden ilerlediğim çöl yollarında gerçek olamayacak kadar güzel vahalar, serap tadında bin bir renkli manzaralarla karşılaştım. Bu görüntüleri ruhuma doldururken nedense kafamda, hep geride bıraktığım iş dünyası vardı. Bu katı coğrafyanın bana sorunlarını, hayallerini açan çalışan ve yöneticilerin karşılaştığı durumlarla ne denli benzerlik taşıdığını fark ettim. Ve hep onları düşündüm.
Ölüme en yakın hissettiğim yer olan çöl, aslında bana hayat verdi
O zamana kadar çöl ve gerçekleri hakkında yeterince bilgim yoktu. Sadece içimi dinlemiş ve yola çıkmıştım. Bu yolculuğun aslında kendi içime doğru olduğunu sonradan anlayacaktım. Hayatımda kendimi ölüme en yakın hissettiğim yer çöl oldu. Çöl aynı zamanda içimi tazeleyip, hayatın anlamının tam olarak ne olduğunu bana öğretip, bana yeni bir hayat veren yer de oldu.
Her şeyin temelinde iyi niyet, harcında ise insan sevgisi olmalı
Her insandan hoşlanmak ve ona sempati duymak gibi bir zorunluluğunuz tabii ki yok. Ancak davranışlarınızın temelinde insan sevgisi olması esastır.
İşinizi sevmiyorsanız başka bir şirkete geçmenin yollarını arayın. Ama çalıştığınız insanları sevmiyorsanız öncelikle objektif bir gözle bunun nedenini araştırın. Onlardan ya da sizden kaynaklanan sorunlar varsa bunları tespit edin ve konuşarak çözmeyi deneyin.
Gerekirse bir iletişim danışmanı ya da mentorundan destek alabilir, insanları ya da kendinizi sevmiyorsanız bir psikoloğa ya da psikiyatriste gidebilir, kendinizi daha iyi tanımak, daha doyumlu bir iş ve daha iyi bir özel hayat için ise tecrübeli bir koçla çalışabilirsiniz.
Daha başarılı ve mutlu bir hayat için size yardımcı olacak çok sayıda alternatiften durumunuza uygun olanını seçebilirsiniz. Ama bunların hiçbirini yapmak için emek sarf etmiyorsanız bilin ki hem şirkete, hem insanlığa, hem de kendinize ihanet etmektesiniz.
Sizin de iş yerlerinizde çölleriniz, kum fırtınalarınız, kuraklıklarınız olabilir. Çöl tüm tehlikesi, sessizliği, sadeliği ve sürprizleriyle hayatımı ve hayatları nasıl şekillendireceğime ilham veren yerdir. Artık biliyorum ki, çölden edindiğim deneyimlerin rehberliğinde, işyerinizin iklimine biraz kulak verirseniz sizin de benim gibi yeni umutlarınız ve mutlu sonlarınız olacak.
Çöldeki gündelik ani değişimler tıpkı iş dünyasında olduğu gibidir. Gece gündüz ısı farkının çok olması, kayaları aşındırarak çöldeki kumları oluşturur. Hızlı değişiklikler adeta her şeyi un ufak eder.
Çalışanların verimliliği desteklenirse iş yerleri huzurlu birer vaha haline gelir
Günümüzün yoğun rekabet ortamı beraberinde profesyonellere strese bulanmış bir çöl getiriyor. Piyasalardaki gelgitler, rakip sayısındaki artış, zorunlu bütçe kısıtlamaları, artan iş yükü, profesyonellerin strese dayanıklılık kalkanını yıpratarak sinirlerini lime lime ediyor. Bu durum, patronları, yöneticileri ve çalışanları her geçen gün nefes alması daha zor bir alana itiyor. Dışarıdaki başarma ve para kazanma hırsının yakıcı güneşinde kimsenin kimseye bir damla su vermeye niyeti yok.
Mevcut bütün stres faktörlerine rağmen patronlar ve yöneticiler iş yerlerini “çalışanlarının verimliliğini destekleyecek huzurlu birer vaha” haline getirebilir. Yeter ki istesinler.
Çalışanlarının verimliliğini artırmayı başaran yöneticilerin ortak özelliği, egolarının esiri olmamış, iletişime odaklanmış ve çalışanlarıyla el ele vermiş olmalarıdır. Bu tip yönetimler, verimlilikte geri bildirimi ve öz denetimi bir ön şart olarak görüyorlar. Verimli iletişimden aldıkları güçle kendilerini ve şirketlerini çok hızlı şekilde değiştirip geliştirebiliyor, yeniliklere ekipleriyle uyum sağlayabiliyorlar.
Çalışanlarına vaha ortamı yaratabilen yöneticilerin de, şirketlerin de itibarları artıyor
Çöldeki en büyük vahalara nehirlerin aktığı yataklara yakın ya da yer altı sularının bulunduğu yerlerde rastlanır. Çöl yakınında akan nehirler toprağın altında kaybolur. Yer altı suları da hemen kendini belli etmez. Bu sular biraz çaba ile tekrar yeryüzüne çıkarılırlarsa ortama hayat verirler, sebze ve meyve bile yetiştirilir.
Benzer şekilde, biraz emek sarf eden bir yönetim sayesinde hem verimli hem de huzur içinde çalışan bir şirket serap değildir. “Dedikodudan, mızmızlanmalardan, hayıflanmalardan, abartılı stres yansımalarından” oluşan çöl sıcağında kavrulmayan bir şirket gerçek olabilir.
Başarılı yöneticilerin çöl ortasında su ve yeşillik bularak kendi vahalarını yaratmaları sadece tesadüf değildir. Olgunlaşmak için yakıcı sıcağa ihtiyaç duyan hurmanın su ile buluşması misali, yöneticinin özeni çalışanın stresli temposuna dokununca pek çok başarı mümkün olur.
Vahayı gerçek kılabilenler, çalışanlarına huzurla nefes alınacak bir çalışma ortamı sağlamaktan çok daha fazlasına imza atarak başarılı oluyor.
Yöneticiler, yarattıkları bu vahanın getirdiği motivasyon sayesinde daha verimli bir şirketi yönetmeye başlıyor. Yöneticilerin oluşturdukları vahalar, şirketlerini ve kendilerini daha itibarlı kılıyor.
İş yerlerini bir vahaya dönüştürebilen yöneticiler, çalışılmak istenenler listelerinde ön sıralarda yer alırken, kendileri de liderliklerinden ötürü sıkça transfer teklifi alıyor, şirketleri gibi onların da adı saygınlaşıyor.
Şimdi sorum size, ey değerli yönetici!
Dışarısı belirsizlikler, riskler ve krizlerle dolu bir çöl sıcağı gibi kavrulurken, piyasaların kum fırtınaları, ortamı her an göz gözü görmez hale getirebilirken, neden şirketinizi verimlilik ve iletişim sorunlarıyla çorak bırakıyorsunuz?
İçinizdeki liderlik gücü atıl durumda beklerken, neden bu vahaya ulaşmayı daha fazla erteliyorsunuz?
Daha fazla kaynak ve zaman harcamadan, şirketinizi daha rekabetçi ve etkili hale getirecek çözüm yollarını konuşmak üzere lütfen bizi arayın.
Size faydalı olmaktan mutluluk duyarız.