“Tahiti’deki kadınlar yas tutarken başlarını köğekbalığı dişleriyle çizerler. Bir Avrupalıya göre dehşet verici bir şey bu, biliyorum ama bu bir kadın için acısını hem aktarma hem de ondan kurtulma yöntemidir.”
Elisabeth Gilbert /Bir Yosunun Parmak İzleri
Kabullenme kasını kullanmak; iyi ya da kötü, büyük ya da küçük kontrolüm dışındaki tüm olmuş ve olmakta olanları manen kucaklama hatta göğüsleme yeteneğinizi harekete geçirmenizdir. Kabullenme, akışta kalmayı becerebilmeyi ve anı hakkını vererek yaşamayı kolaylaştırır. Anı, anda karşılama denilen şeydir zaten budur.
“Kocam başkasına kaçtı”, “karım başka adamı seviyor”, “iflas ettim”, “başaramadım”, “beni kandırmış”, “babamdan adam olmaz”, “hastalığım ciddi” …
Her insanın başına bu kabullenmesi zor durumlar gelebilir. Aşağıdaki yaklaşımları ısrarcı şekilde hayatınızın devamına sokarsanız da acıdan kafanızı kaldırmak mümkün olmaz: “Hayır olamaz”, “Mümkün değil”, “Bu benim başıma geldiğine inanamıyorum”, “Bunu nasıl yapar?” Bu düşünceler, durumları kabullenmenizi erteleyerek sizi manen güçsüz bırakacaktır. Aslına bakarsanız; “oldu işte”, “demek mümkünmüş”, “yaptı işte” gibi keskin gerçekleri kendi kulağınıza kaçırmanız çok daha yararınıza olacaktır.
KABULLENME YENİLGİ DEĞİL, VAR OLANA SAYGIDIR.
Kabullenmeye karşı direnç göstermenizin sebebi kabullenmeyi yenilmek ya da onaylamak olarak görmeniz olabilir. Oysa bahsettiğim “kabullenme” yenik düşmek değildir; beğenmediğinizi onaylamak da değildir. Siz bir şeyi beğenmeden de onun varlığı ile yaşamayı seçebilirsiniz. Örneğin, trafiği sevmeden de şehir hayatını sürdürmeyi her gün seçiyor olabilirsiniz. Kabullenme yaşanan deneyime daha fazla karşı koymamak, ondan ders almak ve seçimleri yönünde ilerlemeye devam etmektir. Seçeneğim yok diye boşuna kendinizi kandırmayın; olsa olsa sağlık ve ölüm dışında, zor seçenek diye bir şey var…
Kitabımda bahsettiğim mutluluk kaslarından “eylem, cesaret ve bilinçli şefkat üçlüsünü” ben kabul kasının gelişmesi için yardımcı oyuncular olarak görürüm. Çünkü kabullenmediğinizde o deneyimin içinden geçmeniz mümkün olmaz, o duruma adeta saplanıp kalırsınız. Kabullenmemeniz hayatınızı dondurur, sizi ilerlemekten alıkoyar. Oysa kendinize gerçeği görmezden gelmeyen bilinçli şefkatinizle yaklaşarak, cesaretinizi daha iyi bir gelecek için toplayıp, daha anlamlı şekilde eyleme geçebilirsiniz.
Ortağının dalaveresi sonucu servetini kaybetmiş bir iş adamı, gerçeği kabullenmek istemediği için bu durumdan tam 10 yıldır çıkamıyor. Çocuklarına bakmak için bir işte çalışabileceği ya da yeni bir iş kurabileceği halde “ah vah, ben nasıl daha uyanık olamadım” batağında tepişiyor. Onunla benzer şeyler yaşamış bir işadamı ise “ah vah”ı kenara bırakıp, çıkardığı dersleri cebine koyup minicik bir dönerci dükkanını borçla hayata geçirdi. Birkaç sene sonra işlerini biraz büyüttü; “oh be o kadar param olunca nereye yatıracağım diye işten kafamı kaldıramıyordum zaten, şimdi o kadar değil biraz iyi kazanıyorum ve bolca geziyorum hayatımı yaşıyorum” diyor.
KABULLENME, YÜZLEŞMEYİ DE GEREKTİRİR.
“Doğruya eklediğiniz her şey, doğruluğu eksiltir.”
*Aleksandre Soljenitsin / 1970 Nobel Edebiyat Ödüllü Rus yazar
Kabullenme, değiştiremeyeceğiniz gerçeklerin varlığını kabul edip bir karar vermek ve o yolda ilerlemektir. Sizi artık sevmediğini söyleyen ya da başka birisiyle beraber olduğunu bildiğiniz aşkınızla beraber olmak için ısrarcı davranmak ne kadar akıllıca ya da yararlı olabilir?
Mutluluk kaslarından “eylem, cesaret ve bilinçli şefkat üçlüsü” nün en iyi zincirleme çalıştığı anlardan biri de yüzleşebilmektir. Kendinize bilinçli bir şefkatle yaklaştığınızda, daha erdemli olmak adına iç dünyanızı gerçeği kucaklamaya teşvik edersiniz. Eğer cesaretle üzerine giderseniz; yüzleşme erdemli olduğu kadar huzur verici de bir eylemdir. “Olanlarda sizin payınız neydi?”, “yaşananlardan ne kadar ders çıkardınız?”, “ bir dahaki sefere neyi farklı yaparsınız?”, “neleri bırakmak size iyi gelir?”, “ nelere başlamak sizi yeni hedeflerinize taşır?”, “benim değiştirebileceğim ne var? Değiştiremeyeceğim ne var?”, “Kontrol ve sorumluk kimde?”… Tüm bu soruları cesaretle cevapladığınızda uygulamak daha kolaylaşacaktır.
KABULLENME, ZORLUKLARIN PANZEHRİDİR.
Gerçeği tüm çıplaklığı ile kabullenenler zorlukları diğer insanlara göre daha kolay atlatırlar. Hayatın hakkını vererek yaşayabilmek; adeta bir çin yemeği yer gibi burnunuzdan, ağzınızdan acılı buharlar; gözlerinizden de yaş çıkararak, acıyı ve tatlıyı inadına kucaklamaktan geçer. Hayat da böyle, birini kaybederken birini kazanabilir; parasız ama sağlıklı dolaşabilir, aynı gün hem iyi hem de kötü haber alabillirsiniz. Hayatı dolu dolu yaşamak denilen şey de bu olsa gerek…
Abartmayın, sade düşünün. Çevreniz keyfinizi kaçıracak olaylarla çevrili iken mutlu olmak zorundasınız diyen de yok size. Sadece içinde bulunduğunuz anda olanlara izin verin; boşuna ittirmeyin, onlar oldu ve bitti. Gerçeğe teslim olmaktan bahsediyorum. Gerçeği görün, sonra konuya dair elinizden gelen neyse sevgiyle, söylenmeden lanet okumadan onu yapın. Sonra da çıkan sonuç ne ise yeni gerçeğe teslim olun ve “eylem, cesaret ve bilinçli şefkat” üçlüsünü devreye sokun. Ana dair acınızı, hayal kırıklığınızı göz ardı etmeden kendinize şefkatle yaklaşın ve cesaretle eyleme geçin.
KABULLENME, BİLİNMEZE TESLİM OLMAYA ÇAĞIRABİLİR
Arada bir bilinmeze teslim olmaktan korkmayın. Belki zihninizle göremeyeceğiniz kadar karmaşık; belki yüreğinizin henüz algılayamayacağı kadar büyük bir karmik planın parçasısınız. Belki de değilsiniz. Her iki seçenekte de şu bir gerçek ki; her şeyi kontrol edemezsiniz. Hatta her şeyin sebebini de bilemezsiniz. Bu durumda bazen sorulması gereken soru “neden oldu” yerine “nasıl ilerlerim” olmalıdır.
Özetle, hayatınıza daha çok kabul enerjisini getirmek isterseniz:
- Sizi üzen şeylerin arasında kendi kontrolünüzde olmayanlarla savaşmayı bırakın.
- Değiştiremeyeceğiniz gerçeklere saygı göstermeyi hayata karşı bir saygı gibi kabullenin. (Doğa da böyle; seller, depremler, volkanlar ve birden bahar…)
- Düşüncelerinizin duygularınızı tetikleyeceğini bilerek düşüncelerinize sahip olun. Yıkıcı değil, yapıcı düşüncelere kendinizi alıştırın.
- Olaylarla ve insanlarla yüzleşmeyi alışkanlık edinin.
“Kabullenme” kasınızı ve daha fazlasını hayatınıza geçirmek için farklı alternatifleriniz mevcut:
- Diğer mutluluk kasları ile tanışmak isterseniz, size “Kendinden Kaçarken Yakaladım Seni/Mutluluk Kılavuzu” adlı kitabımdaki egzersizleri uygulamayı öneririm.
- Bir grup dinamiğinden yararlanarak hayatınıza daha fazla mutluluk taşımak isterseniz “Mutluluk Okulu” güz dönemi derslerine kayıt olabilirsiniz.
- Daha esnek saatlerde bireysel çalışmaları tercih ederseniz “Mutluluk Okulu” koçları ile hedeflerinizde ilerleyebilirsiniz. Kayıt ve randevu için www. mutlulukokulu.com ya da 0539 680 10 71.
*http://www.siirara.com/oku-dogruya-eklediginiz-her-sey-dogrulugu-eksiltir-14171.aspx